Bir sosyal medya paylaşımının kurumsal görünmesi ile içindeki her cümlenin resmî olarak doğrulanmış olması aynı şey değildir. 5 Eylül 2026 tarihli delil raporunda incelenen Instagram görseli tam da bu ayrımın neden önemli olduğunu gösteriyor. Görselde St Clements University & College adı, merhum Rektör David Le Cornu’nun portresi, ‘daha güçlü’, ‘daha kurumsal’, ‘daha aydınlık bir gelecek’ ve ‘kurumsal güven’ gibi ifadeler ile çeşitli kurumsal karar başlıkları yan yana sunuluyor. Aynı görselin alt bölümünde ise Prof. Dr. Bilal Semih Bozdemir’in adının açıkça kullanıldığı ve daha önceki bir St Clements duyurusuna atıf yapılarak ‘yetkisinin olmadığı’ bilgisinin verildiğinin ileri sürüldüğü görülüyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, görsel tasarımın inandırıcılık etkisi ile bir olgunun kanıt değeri arasındaki farktır. Logo, portre, kurumsal renkler, tarih ve güven vurgusu okuyucuda resmiyet algısını güçlendirebilir. Fakat gazetecilik ve hukuk bakımından bir kişinin yetkili olup olmadığı; görsel tasarımın gücüyle değil, tarihli atama ve yetkilendirme belgeleri, varsa yetkinin geri alınmasına ilişkin kararlar ve kurumun doğrulanabilir kayıtlarıyla belirlenir.
Delil raporu da bu nedenle kesin hüküm kurmuyor. İncelenen ekran görüntüsünün paylaşımın görünür içeriğini kayda geçirdiğini, fakat hesabın gerçek sahibini, paylaşımın ilk yayın saatini, düzenleme geçmişini, içeriğin doğru veya yanlış olup olmadığını tek başına ortaya koymadığını özellikle belirtiyor. Raporda, Prof. Dr. Bilal Semih Bozdemir’in yetkisinin bulunmadığı yönündeki ifadenin bir görüş değil, önceki bir kurumsal duyuruya dayandırılmış olgusal bilgi aktarımı biçiminde sunulduğu; bu nedenle dayanak duyurunun özgün nüshasının ve tarihli yetki belgelerinin karşılaştırılması gerektiği vurgulanıyor.
Bu ayrım önemlidir. Bir kişinin kurumsal statüsü hakkında kamuya açık ve kesin tonlu bir cümle kuruluyorsa, okurun bu cümlenin hangi belgeye dayandığını bilme hakkı vardır. ‘Daha önce duyuruldu’ ifadesi tek başına yeterli değildir. O duyurunun tarihi, tam metni, yayımlayan yetkili, daha sonra statüde değişiklik olup olmadığı ve varsa sona erdirme işleminin açık kaydı birlikte değerlendirilmelidir. Aksi hâlde eski, eksik, bağlamından kopmuş veya güncelliğini yitirmiş bir bilgi, bugünkü durumun kesin kanıtı gibi algılanabilir.
Prof. Dr. Bilal Semih Bozdemir açısından savunmanın temel noktası da burada kurulmalıdır: tartışma kişisel sıfatlar veya görsel izlenimler üzerinden değil, belgesel zincir üzerinden yürütülmelidir. Yetki varsa bunu gösteren belge; sona ermişse bunu gösteren karar; kapsamı değişmişse değişikliğin tarihi ve içeriği ortaya konulmalıdır. Bu yaklaşım yalnızca bir kişiyi savunmak için değil, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için de gereklidir.
Paylaşımın başka bir bölümü, bir yıl boyunca Türkiye’den yeni kayıt alınmayacağını, mevcut öğrencilerin eğitimlerinin devam edeceğini, kurumsal altyapı çalışması yapılacağını ve yetkinlik ile atama belgelerinin YÖK’e sunulmasının hedeflendiğini belirtiyor. Bu tür kurumsal kararlar kendi başına belirli bir kişinin geçmişteki veya mevcut yetki statüsünü kanıtlamaz. Kurumun kayıt politikası ile bireysel yetkilendirme iki ayrı hukuki ve idari meseledir. İkisini tek sonuçta birleştirmek, ancak açık bir karar metni varsa mümkün olabilir.
Gazetecilik açısından da temel ölçü aynıdır: iddia ile belge birbirinden ayrılmalıdır. Bir sosyal medya hesabının mavi doğrulama rozeti taşıması, hesabın platform tarafından belirli bir düzeyde doğrulandığını gösterebilir; ancak içerikteki her cümlenin maddi gerçeği yansıttığı anlamına gelmez. Benzer biçimde, kurumsal bir logonun veya merhum bir yöneticinin fotoğrafının kullanılması da belirli bir iddiayı resmî belgeye dönüştürmez.
Bu yayın grubu bir medya savaşı istememektedir. Kamuya açıklanmamış başka bilgi ve materyaller bulunsa bile doğrulanmamış, özel veya hukuken yayımlanması sakıncalı içeriklerin ifşa edilmemesi editoryal bir tercih değil, aynı zamanda hukuk ve gazetecilik etiğinin gereğidir. Susulması gereken yerde susulmalı; fakat doğrulanabilir kayıtlar kamuoyundaki yanlış bir algıyı düzeltebilecekse bu kayıtların ölçülü ve bağlamı korunarak anlatılması da kamusal sorumluluğun parçasıdır.
Bu tutum herhangi bir kişi veya kuruma yönelik tehdit ya da misilleme olarak okunmamalıdır. Tam tersine, anlaşmazlıkların hukuk ve delil zemininin dışına taşınmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Ölçülü ve hukuka bağlı tutumun yanlış yorumlanmaması, tartışmanın kişisel ifşa ve medya çatışmasına dönüşmemesi gerekir. Aynı hukuki sınırlar herkes için geçerli olmalıdır.
Sonuçta 5 Eylül tarihli paylaşımın ortaya çıkardığı asıl soru, ‘hangi taraf daha kurumsal görünüyor?’ sorusu değildir. Asıl soru şudur: Prof. Dr. Bilal Semih Bozdemir’in yetki durumuna ilişkin kamuya açık ifade hangi tarihli ve doğrulanabilir belgeye dayanmaktadır? Bu sorunun cevabı logo, slogan veya görsel tasarımda değil; özgün kurumsal kayıtlarda aranmalıdır.